Surah Al-Waqi'ah
Note: “Read tarjumah” uses your device voices. If your language voice isn’t installed (e.g., Urdu), your browser may fall back to another voice. Recitation audio requires internet.
- إِذَا وَقَعَتِ ٱلۡوَاقِعَةُ1
Kıyamet koptuğunda kimini alçaltacak ve kimini yükseltecek olan o hadisenin yalan olmadığı ortaya çıkacaktır
- لَيۡسَ لِوَقۡعَتِهَا كَاذِبَةٌ2
Kıyamet koptuğunda kimini alçaltacak ve kimini yükseltecek olan o hadisenin yalan olmadığı ortaya çıkacaktır
- خَافِضَةٞ رَّافِعَةٌ3
Kıyamet koptuğunda kimini alçaltacak ve kimini yükseltecek olan o hadisenin yalan olmadığı ortaya çıkacaktır
- إِذَا رُجَّتِ ٱلۡأَرۡضُ رَجّٗا4
Ey insanlar! Yer sarsıldıkça sarsıldığı, dağlar ufalandıkça ufalanıp da toz duman haline geldiği zaman, siz de üç sınıf olursunuz
- وَبُسَّتِ ٱلۡجِبَالُ بَسّٗا5
Ey insanlar! Yer sarsıldıkça sarsıldığı, dağlar ufalandıkça ufalanıp da toz duman haline geldiği zaman, siz de üç sınıf olursunuz
- فَكَانَتۡ هَبَآءٗ مُّنۢبَثّٗا6
Ey insanlar! Yer sarsıldıkça sarsıldığı, dağlar ufalandıkça ufalanıp da toz duman haline geldiği zaman, siz de üç sınıf olursunuz
- وَكُنتُمۡ أَزۡوَٰجٗا ثَلَٰثَةٗ7
Ey insanlar! Yer sarsıldıkça sarsıldığı, dağlar ufalandıkça ufalanıp da toz duman haline geldiği zaman, siz de üç sınıf olursunuz
- فَأَصۡحَٰبُ ٱلۡمَيۡمَنَةِ مَآ أَصۡحَٰبُ ٱلۡمَيۡمَنَةِ8
İyi işler işlediklerini belirtmek için, amel defterleri sağdan verilenler; ne mutlu o sağcılara
- وَأَصۡحَٰبُ ٱلۡمَشۡـَٔمَةِ مَآ أَصۡحَٰبُ ٱلۡمَشۡـَٔمَةِ9
Kötülük işlediklerini belirtmek üzere, amel defterleri soldan verilenler; ne yazık o solculara
- وَٱلسَّـٰبِقُونَ ٱلسَّـٰبِقُونَ10
İyilik işlemekte önde olanlar, karşılıklarını almakta da önde olanlardır
- أُوْلَـٰٓئِكَ ٱلۡمُقَرَّبُونَ11
Naim cennetlerinde Allah'a en çok yaklaştırılmış olanlar işte bunlardır
- فِي جَنَّـٰتِ ٱلنَّعِيمِ12
Naim cennetlerinde Allah'a en çok yaklaştırılmış olanlar işte bunlardır
- ثُلَّةٞ مِّنَ ٱلۡأَوَّلِينَ13
Onların büyük kısmı eski ümmetlerden, bir kısmı da sonrakilerdendir
- وَقَلِيلٞ مِّنَ ٱلۡأٓخِرِينَ14
Onların büyük kısmı eski ümmetlerden, bir kısmı da sonrakilerdendir
- عَلَىٰ سُرُرٖ مَّوۡضُونَةٖ15
Mücevheratla işlenmiş tahtlara karşılıklı olarak yaslanırlar
- مُّتَّكِـِٔينَ عَلَيۡهَا مُتَقَٰبِلِينَ16
Mücevheratla işlenmiş tahtlara karşılıklı olarak yaslanırlar
- يَطُوفُ عَلَيۡهِمۡ وِلۡدَٰنٞ مُّخَلَّدُونَ17
Ölümsüz gençler yanlarında, baş ağrısı ve dönmesi vermeyen bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kaseler, ibrikler, kadehler; seçecekleri meyveler, arzulayacakları kuş eti ile dolaşırlar
- بِأَكۡوَابٖ وَأَبَارِيقَ وَكَأۡسٖ مِّن مَّعِينٖ18
Ölümsüz gençler yanlarında, baş ağrısı ve dönmesi vermeyen bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kaseler, ibrikler, kadehler; seçecekleri meyveler, arzulayacakları kuş eti ile dolaşırlar
- لَّا يُصَدَّعُونَ عَنۡهَا وَلَا يُنزِفُونَ19
Ölümsüz gençler yanlarında, baş ağrısı ve dönmesi vermeyen bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kaseler, ibrikler, kadehler; seçecekleri meyveler, arzulayacakları kuş eti ile dolaşırlar
- وَفَٰكِهَةٖ مِّمَّا يَتَخَيَّرُونَ20
Ölümsüz gençler yanlarında, baş ağrısı ve dönmesi vermeyen bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kaseler, ibrikler, kadehler; seçecekleri meyveler, arzulayacakları kuş eti ile dolaşırlar
- وَلَحۡمِ طَيۡرٖ مِّمَّا يَشۡتَهُونَ21
Ölümsüz gençler yanlarında, baş ağrısı ve dönmesi vermeyen bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kaseler, ibrikler, kadehler; seçecekleri meyveler, arzulayacakları kuş eti ile dolaşırlar
- وَحُورٌ عِينٞ22
İşlediklerine karşılık olarak, sedefteki inciler gibi ceylan gözlüler vardır. Orada boş ve günaha sokacak bir söz duymazlar
- كَأَمۡثَٰلِ ٱللُّؤۡلُوِٕ ٱلۡمَكۡنُونِ23
İşlediklerine karşılık olarak, sedefteki inciler gibi ceylan gözlüler vardır. Orada boş ve günaha sokacak bir söz duymazlar
- جَزَآءَۢ بِمَا كَانُواْ يَعۡمَلُونَ24
İşlediklerine karşılık olarak, sedefteki inciler gibi ceylan gözlüler vardır. Orada boş ve günaha sokacak bir söz duymazlar
- لَا يَسۡمَعُونَ فِيهَا لَغۡوٗا وَلَا تَأۡثِيمًا25
Sadece selama karşılık selam sözü işitirler
- إِلَّا قِيلٗا سَلَٰمٗا سَلَٰمٗا26
Defterleri sağdan verilenler; ne mutlu o sağcılara
- وَأَصۡحَٰبُ ٱلۡيَمِينِ مَآ أَصۡحَٰبُ ٱلۡيَمِينِ27
Onlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler
- فِي سِدۡرٖ مَّخۡضُودٖ28
Onlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler
- وَطَلۡحٖ مَّنضُودٖ29
Onlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler
- وَظِلّٖ مَّمۡدُودٖ30
Onlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler
- وَمَآءٖ مَّسۡكُوبٖ31
Onlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler
- وَفَٰكِهَةٖ كَثِيرَةٖ32
Onlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler
- لَّا مَقۡطُوعَةٖ وَلَا مَمۡنُوعَةٖ33
Onlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler
- وَفُرُشٖ مَّرۡفُوعَةٍ34
Onlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler
- إِنَّآ أَنشَأۡنَٰهُنَّ إِنشَآءٗ35
Biz ceylan gözlüleri, defterleri sağdan verilenler için yeniden yaratmışızdır; onları bakire, eşlerine düşkün ve hepsini bir yaşta kılmışızdır
- فَجَعَلۡنَٰهُنَّ أَبۡكَارًا36
Biz ceylan gözlüleri, defterleri sağdan verilenler için yeniden yaratmışızdır; onları bakire, eşlerine düşkün ve hepsini bir yaşta kılmışızdır
- عُرُبًا أَتۡرَابٗا37
Biz ceylan gözlüleri, defterleri sağdan verilenler için yeniden yaratmışızdır; onları bakire, eşlerine düşkün ve hepsini bir yaşta kılmışızdır
- لِّأَصۡحَٰبِ ٱلۡيَمِينِ38
Biz ceylan gözlüleri, defterleri sağdan verilenler için yeniden yaratmışızdır; onları bakire, eşlerine düşkün ve hepsini bir yaşta kılmışızdır
- ثُلَّةٞ مِّنَ ٱلۡأَوَّلِينَ39
Bunların bir kısmı eski ümmetlerden, bir kısmı da sonrakilerdendir
- وَثُلَّةٞ مِّنَ ٱلۡأٓخِرِينَ40
Bunların bir kısmı eski ümmetlerden, bir kısmı da sonrakilerdendir
- وَأَصۡحَٰبُ ٱلشِّمَالِ مَآ أَصۡحَٰبُ ٱلشِّمَالِ41
Defterleri soldan verilenler; ne yazık o solculara
- فِي سَمُومٖ وَحَمِيمٖ42
İnsanın içine işleyen bir sıcaklık ve kaynar su içinde, serinliği ve hoşluğu olmayan kara bir dumanın gölgesinde bulunurlar
- وَظِلّٖ مِّن يَحۡمُومٖ43
İnsanın içine işleyen bir sıcaklık ve kaynar su içinde, serinliği ve hoşluğu olmayan kara bir dumanın gölgesinde bulunurlar
- لَّا بَارِدٖ وَلَا كَرِيمٍ44
İnsanın içine işleyen bir sıcaklık ve kaynar su içinde, serinliği ve hoşluğu olmayan kara bir dumanın gölgesinde bulunurlar
- إِنَّهُمۡ كَانُواْ قَبۡلَ ذَٰلِكَ مُتۡرَفِينَ45
Çünkü onlar, bundan önce, dünyada, nimet içinde bulunurlar iken, büyük günah işlemekte direnir dururlardı
- وَكَانُواْ يُصِرُّونَ عَلَى ٱلۡحِنثِ ٱلۡعَظِيمِ46
Çünkü onlar, bundan önce, dünyada, nimet içinde bulunurlar iken, büyük günah işlemekte direnir dururlardı
- وَكَانُواْ يَقُولُونَ أَئِذَا مِتۡنَا وَكُنَّا تُرَابٗا وَعِظَٰمًا أَءِنَّا لَمَبۡعُوثُونَ47
Şöyle söylerlerdi: "Öldüğümüzde, toprak ve kemik yığını olduğumuzda mı, biz mi tekrar dirileceğiz
- أَوَءَابَآؤُنَا ٱلۡأَوَّلُونَ48
Önce gelip geçmiş babalarımız da mı
- قُلۡ إِنَّ ٱلۡأَوَّلِينَ وَٱلۡأٓخِرِينَ49
De ki: "Şüphesiz öncekiler de, sonrakiler de belli bir günün belirli bir vaktinde toplanacaklardır
- لَمَجۡمُوعُونَ إِلَىٰ مِيقَٰتِ يَوۡمٖ مَّعۡلُومٖ50
De ki: "Şüphesiz öncekiler de, sonrakiler de belli bir günün belirli bir vaktinde toplanacaklardır
- ثُمَّ إِنَّكُمۡ أَيُّهَا ٱلضَّآلُّونَ ٱلۡمُكَذِّبُونَ51
Sonra, siz ey sapıklar, yalanlayanlar
- لَأٓكِلُونَ مِن شَجَرٖ مِّن زَقُّومٖ52
Doğrusu bir zakkum ağacından yiyeceksiniz
- فَمَالِـُٔونَ مِنۡهَا ٱلۡبُطُونَ53
Karınlarınızı onunla dolduracaksınız
- فَشَٰرِبُونَ عَلَيۡهِ مِنَ ٱلۡحَمِيمِ54
Onun üzerine kaynar su içeceksiniz
- فَشَٰرِبُونَ شُرۡبَ ٱلۡهِيمِ55
Hem de susamış develerin suya saldırışı gibi içeceksiniz
- هَٰذَا نُزُلُهُمۡ يَوۡمَ ٱلدِّينِ56
İşte onlara, ceza günü sunulacak konukluk budur
- نَحۡنُ خَلَقۡنَٰكُمۡ فَلَوۡلَا تُصَدِّقُونَ57
Sizi yaratan Biziz; hala tasdik etmez misiniz
- أَفَرَءَيۡتُم مَّا تُمۡنُونَ58
Söyleyin; akıttığınız meniden insanı yaratan siz misiniz, yoksa Biz mi yaratmaktayız
- ءَأَنتُمۡ تَخۡلُقُونَهُۥٓ أَمۡ نَحۡنُ ٱلۡخَٰلِقُونَ59
Söyleyin; akıttığınız meniden insanı yaratan siz misiniz, yoksa Biz mi yaratmaktayız
- نَحۡنُ قَدَّرۡنَا بَيۡنَكُمُ ٱلۡمَوۡتَ وَمَا نَحۡنُ بِمَسۡبُوقِينَ60
Ölümü aranızda Biz tayin ettik; sizi ortadan kaldırıp benzerlerinizi yerinize getirmeyi, sizi bilmediğiniz şekilde var etmeyi dilesek kimse önümüze geçemez
- عَلَىٰٓ أَن نُّبَدِّلَ أَمۡثَٰلَكُمۡ وَنُنشِئَكُمۡ فِي مَا لَا تَعۡلَمُونَ61
Ölümü aranızda Biz tayin ettik; sizi ortadan kaldırıp benzerlerinizi yerinize getirmeyi, sizi bilmediğiniz şekilde var etmeyi dilesek kimse önümüze geçemez
- وَلَقَدۡ عَلِمۡتُمُ ٱلنَّشۡأَةَ ٱلۡأُولَىٰ فَلَوۡلَا تَذَكَّرُونَ62
And olsun ki, ilk yaratmayı bilirsiniz, yine de düşünmez misiniz
- أَفَرَءَيۡتُم مَّا تَحۡرُثُونَ63
Söyleyin, ektiklerinizi yerden bitirenler sizler misiniz, yoksa Biz mi bitiriyoruz
- ءَأَنتُمۡ تَزۡرَعُونَهُۥٓ أَمۡ نَحۡنُ ٱلزَّـٰرِعُونَ64
Söyleyin, ektiklerinizi yerden bitirenler sizler misiniz, yoksa Biz mi bitiriyoruz
- لَوۡ نَشَآءُ لَجَعَلۡنَٰهُ حُطَٰمٗا فَظَلۡتُمۡ تَفَكَّهُونَ65
Dilersek Biz onu çerçöp yaparız, şaşar kalırsınız; "Doğrusu borç altına girdik, hatta yoksun kaldık
- إِنَّا لَمُغۡرَمُونَ66
Dilersek Biz onu çerçöp yaparız, şaşar kalırsınız; "Doğrusu borç altına girdik, hatta yoksun kaldık
- بَلۡ نَحۡنُ مَحۡرُومُونَ67
Dilersek Biz onu çerçöp yaparız, şaşar kalırsınız; "Doğrusu borç altına girdik, hatta yoksun kaldık
- أَفَرَءَيۡتُمُ ٱلۡمَآءَ ٱلَّذِي تَشۡرَبُونَ68
Söyleyin; içtiğiniz suyu buluttan indirenler sizler misiniz yoksa onu Biz mi indiririz
- ءَأَنتُمۡ أَنزَلۡتُمُوهُ مِنَ ٱلۡمُزۡنِ أَمۡ نَحۡنُ ٱلۡمُنزِلُونَ69
Söyleyin; içtiğiniz suyu buluttan indirenler sizler misiniz yoksa onu Biz mi indiririz
- لَوۡ نَشَآءُ جَعَلۡنَٰهُ أُجَاجٗا فَلَوۡلَا تَشۡكُرُونَ70
Dileseydik onu acılaştırırdık; hala şükretmez misiniz
- أَفَرَءَيۡتُمُ ٱلنَّارَ ٱلَّتِي تُورُونَ71
Söyleyin; yaktığınız ateşin ağacını var eden sizler misiniz, yoksa onu Biz mi var ederiz
- ءَأَنتُمۡ أَنشَأۡتُمۡ شَجَرَتَهَآ أَمۡ نَحۡنُ ٱلۡمُنشِـُٔونَ72
Söyleyin; yaktığınız ateşin ağacını var eden sizler misiniz, yoksa onu Biz mi var ederiz
- نَحۡنُ جَعَلۡنَٰهَا تَذۡكِرَةٗ وَمَتَٰعٗا لِّلۡمُقۡوِينَ73
Biz onu bir ibret ve çölde konaklayanlar için yararlı kıldık
- فَسَبِّحۡ بِٱسۡمِ رَبِّكَ ٱلۡعَظِيمِ74
Öyleyse çok büyük Rabbinin adını tesbih et
- ۞فَلَآ أُقۡسِمُ بِمَوَٰقِعِ ٱلنُّجُومِ75
Hayır; yıldızların yerleri üzerine yemin ederim; ki bunun ne büyük yemin olduğunu bir bilseniz
- وَإِنَّهُۥ لَقَسَمٞ لَّوۡ تَعۡلَمُونَ عَظِيمٌ76
Hayır; yıldızların yerleri üzerine yemin ederim; ki bunun ne büyük yemin olduğunu bir bilseniz
- إِنَّهُۥ لَقُرۡءَانٞ كَرِيمٞ77
Doğrusu bu Kitap, sadece arınmış olanların dokunabileceği, saklı bir Kitap'da mevcutken Alemlerin Rabbi tarafından indirilmiş olan Kuranı Kerim'dir
- فِي كِتَٰبٖ مَّكۡنُونٖ78
Doğrusu bu Kitap, sadece arınmış olanların dokunabileceği, saklı bir Kitap'da mevcutken Alemlerin Rabbi tarafından indirilmiş olan Kuranı Kerim'dir
- لَّا يَمَسُّهُۥٓ إِلَّا ٱلۡمُطَهَّرُونَ79
Doğrusu bu Kitap, sadece arınmış olanların dokunabileceği, saklı bir Kitap'da mevcutken Alemlerin Rabbi tarafından indirilmiş olan Kuranı Kerim'dir
- تَنزِيلٞ مِّن رَّبِّ ٱلۡعَٰلَمِينَ80
Doğrusu bu Kitap, sadece arınmış olanların dokunabileceği, saklı bir Kitap'da mevcutken Alemlerin Rabbi tarafından indirilmiş olan Kuranı Kerim'dir
- أَفَبِهَٰذَا ٱلۡحَدِيثِ أَنتُم مُّدۡهِنُونَ81
Siz bu sözü mü hor görüyorsunuz
- وَتَجۡعَلُونَ رِزۡقَكُمۡ أَنَّكُمۡ تُكَذِّبُونَ82
Rızkınıza şükredeceğiniz yere onu vereni mi yalanlıyorsunuz
- فَلَوۡلَآ إِذَا بَلَغَتِ ٱلۡحُلۡقُومَ83
Kişinin canı boğaza dayanınca ve siz o zaman bakıp kalırken, Biz o kişiye sizden daha yakınızdır, ama görmezsiniz
- وَأَنتُمۡ حِينَئِذٖ تَنظُرُونَ84
Kişinin canı boğaza dayanınca ve siz o zaman bakıp kalırken, Biz o kişiye sizden daha yakınızdır, ama görmezsiniz
- وَنَحۡنُ أَقۡرَبُ إِلَيۡهِ مِنكُمۡ وَلَٰكِن لَّا تُبۡصِرُونَ85
Kişinin canı boğaza dayanınca ve siz o zaman bakıp kalırken, Biz o kişiye sizden daha yakınızdır, ama görmezsiniz
- فَلَوۡلَآ إِن كُنتُمۡ غَيۡرَ مَدِينِينَ86
Siz dirilip yaptıklarınıza karşılık görmeyecekseniz ve eğer bu sözünüzde samimi iseniz, o çıkmak üzere olan canı geri çevirsenize
- تَرۡجِعُونَهَآ إِن كُنتُمۡ صَٰدِقِينَ87
Siz dirilip yaptıklarınıza karşılık görmeyecekseniz ve eğer bu sözünüzde samimi iseniz, o çıkmak üzere olan canı geri çevirsenize
- فَأَمَّآ إِن كَانَ مِنَ ٱلۡمُقَرَّبِينَ88
Eğer ölen o kişi, gözdelerden ise, rahatlık, hoşluk ve nimet cenneti onundur
- فَرَوۡحٞ وَرَيۡحَانٞ وَجَنَّتُ نَعِيمٖ89
Eğer ölen o kişi, gözdelerden ise, rahatlık, hoşluk ve nimet cenneti onundur
- وَأَمَّآ إِن كَانَ مِنۡ أَصۡحَٰبِ ٱلۡيَمِينِ90
Eğer defteri sağdan verilenlerden ise
- فَسَلَٰمٞ لَّكَ مِنۡ أَصۡحَٰبِ ٱلۡيَمِينِ91
Ey sağcılardan olan kişi, sana selam olsun!" denir
- وَأَمَّآ إِن كَانَ مِنَ ٱلۡمُكَذِّبِينَ ٱلضَّآلِّينَ92
Eğer, sapık yalancılardan ise
- فَنُزُلٞ مِّنۡ حَمِيمٖ93
Ona kaynar sudan konukluk sunulur
- وَتَصۡلِيَةُ جَحِيمٍ94
Cehenneme sokulur
- إِنَّ هَٰذَا لَهُوَ حَقُّ ٱلۡيَقِينِ95
Doğrusu kesin gerçek budur
- فَسَبِّحۡ بِٱسۡمِ رَبِّكَ ٱلۡعَظِيمِ96
Öyleyse çok büyük Rabbinin adını tesbih et